İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Büyülü fener Ankara’nın kalbinde yanan ışık

Kentin ortasında, kalabalığın uğultusu arasında hâlâ bir ışık yanıyor: Büyülü Fener. Bu ışık yalnızca bir sinema perdesinden yansıyan değil, Ankara’nın kültürel belleğini, sanatla kurduğu ince bağı aydınlatan bir ışıktır. Fatih’in daveti üzerine yıllar sonra hem de Akira Usta’nın ‘Ran Filmi’ vesilesi ile gittim. Hem yıllar sonra Ran Filmi’ni izlemek hem de Büyülü Fener’e gitmiş olmak değişik duygular uyandırdı. Ne çok değişmiş değişmeyen tek şey sinema ve onun emektar takipçileri. Eskiden de birkaç bizim gibi sinema tutkunu bir de sinema heveslisi gençler, öğrenciler vardı. Hem filimin eski olması hem de birçok bakımdan adeta zaman yolculuğu yaşadım. Bellek ve Mekân üzerinden zihnim birçok şeyi yeniden anlamlandırıyor. Bugün de benzeri bir durum söz konusu oldu.

Büyülü Fener, uzun yıllardır Ankara’nın sanat yaşamında bir sığınak, bir buluşma noktası, bir tür kültürel mahremiyet alanı olarak varlığını sürdürüyor. Kızılay’daki salonlarına giren herkes bilir; orası sadece film izlenen bir yer değildir. Işıklar sönüp perde açıldığında, zamanın ritmi değişir, şehir dışarıda kalır ve seyirci, başka bir dünyanın kapısından içeri adım atar.

Adımınıza attığınız yer sadece bir sinema salonu değil aynı zamanda bir şehrin mukimlerinin belleğidir. Ankara, Türkiye’nin politik ve bürokratik kalbi olarak anılır çoğu zaman. Ancak bu şehir, aynı zamanda, düşüncenin ve sanatın da üretildiği, tartışıldığı, paylaşıldığı bir kültür toprağıdır. Büyülü Fener de bu toprağın içinde filizlenen nadir sinema çiçeklerinden biridir. Nice yönetmen, senarist, oyuncu ve sinemasever burada buluştu; nice festival gösterimi, söyleşi, özel seçki burada hayat buldu.

Bir film biter, salonun ışıkları yavaşça yanar; izleyicilerin yüzlerinde düşünceli bir sessizlik asılı kalır. O an, sinemanın büyüsüne tanıklık eden herkes, aslında Ankara’nın da ne kadar derin bir şehir olduğunu hisseder. Çünkü Büyülü Fener, yalnızca sanatı değil, kentin ruhunu da görünür kılar.

Bir kuşağın belleğinde “Büyülü Fener”, 1990’lardan bugüne, özellikle üniversite gençliği için bir okul, bir dost, bir ilham kaynağı olmuştur. Geniş kampüslerden, dar sokaklardan, kimi zaman soğuk bir akşamüstünden geçerek oraya gelen gençler, yalnızca film izlemeye değil, düşünmeye, sorgulamaya, kendi seslerini bulmaya giderlerdi.

Sinemanın karanlığında yan yana oturmak, aynı duyguyu paylaşmak, farklı hayatlara tanıklık etmek… Tüm bunlar, Büyülü Fener’in salonlarını bir tür ortak bellek mekânına dönüştürmüştür. O kırmızı koltuklarda oturan binlerce insan, bugün belki dünyanın başka şehirlerinde yaşıyor ama belleğinde aynı sahneyi taşıyor: Loş bir salon, sessiz bir seyirci topluluğu, ardından gelen alkışlar ve dışarıda serin bir Ankara gecesi.

Festivallerin, etkinliklerin, dostlukların mekânı olarak şehrin kalbinde yer eder. Ankara Film Festivali’nin yıllardır değişmeyen duraklarından biri olan Büyülü Fener, bağımsız sinemaya daima kucak açtı. Avrupa Film Günleri’nden kısa film gösterimlerine, belgesel haftalarından özel retrospektiflere kadar sayısız etkinliğe ev sahipliği yaptı. Burada gösterilen her film, aslında seyirciyle kurulan bir diyalogdu; her etkinlik, kentin sanat nabzını tutan bir işaretti.

Birçok sinema salonu zamanla kapandı, dönüştü ya da unutuldu. Ama Büyülü Fener, dijital çağın hızına ve alışkanlıklarına rağmen varlığını sürdürmeyi bildi. Çünkü o, sadece filmlerle değil, insanlarla yaşayan bir yerdi. Seyircisiyle, çalışanıyla, müdavimleriyle bir ekosistemdi adeta.

Ankara’da kültürün ince direniş mekanlarından biridir. Bugün, büyük şehirlerin hızla ticarileşen kültür hayatı içinde Büyülü Fener’in varlığı, bir tür direniş anlamı taşıyor. O, kolay tüketime direnen, sanatın yavaşlığını, derinliğini ve düşünsel yönünü koruyan bir mekân. Ankara’nın sert ikliminde, betonun ve gri gökyüzünün ortasında sönmeyen bir sıcaklık.

Sinema salonları artık sadece film gösterilen yerler değil; kentin ruhunun, hafızasının ve direncinin mekânları. Büyülü Fener de bu anlamda bir kültürel dayanıklılığın simgesi. Her seans, her festival, her alkış, Ankara’nın sanat damarında yeniden dolaşan bir kan gibi.

Belki de bu yüzden, Büyülü Fener’in ışığı sönmüyor. Çünkü o, sadece sinemayı değil, “birlikte olma hâlini” yaşatıyor. Aynı karanlıkta, aynı perdeye bakan insanlar, birbirlerinden habersiz de olsalar aynı duyguda buluşuyorlar. Ankara’nın gri sokaklarından yürürken o tanıdık afişleri görmek, bir filmin başlamak üzere olduğunu bilmek, insana şunu hatırlatıyor: Bu şehir hâlâ yaşıyor. Ve sinema, hâlâ bir umut biçimi.

Hoşça bakın zatınıza…

Mehmet Biten – Şehir Kültür


 

Paylaşım yapmak ister misiniz?

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir