Bir grup üniversite öğrencisiyle iftarda buluştuk. Rezervasyonu onlar yapmışlardı. Öğrenci dostu fiyatları olan bir yerde yemeğimizi yedik, çayımızı içtik. Bir sahil ilçesinde bulunduğumuz için iftardan sonra deniz havası alarak yürüdük ve sohbet ettik. Çok keyifli bir akşamdı. Aslında her şey son derece sıradan gibi görünse de bir durum dikkatimi çekti. Yedi öğrencinin yedisi de çok farklıydı. Karakter yapısından tutun etnik ve mezhepsel kökene kadar araya ne koyarsanız koyun, bir çeşitlilik vardı. Bu bölge halklarının neredeyse bir özeti gibiydiler. Üniversitenin ilk yılından bu yana bu grup hiç ayrılmamış, arkadaşlıklarını sürdürmüş. Muhtemelen yaklaşan mezuniyete kadar da böyle devam eder. Farklılıklarına odaklanmak yerine insan olma, iyi olma halleriyle bir arada bulunuyorlardı. Herkes kendi olarak rahat, hiçbirinde aşırılık yok, birbirlerine olan mesafe saygılı bir yakınlık içindeydi. Bunu fark ettiğimde bir an bölgemizde yaşanan krizler aklıma geldi.
Birkaç on yıldır bölgemizde yaşanan sorunlar çatışmalara sahne oldu. Türlü sebeplerle sayısız insan hayata gözlerini yumdu. Ölüm, göç, yoksulluk, insan onurunu kırıcı muameleler çok acı yaşattı. Aynı bölgede yaşayanlar bu acıları neden yaşadılar? Neden aynı sofraya oturamadılar? Belki de asıl sorulması gereken neden ortak bir sofra kurulamadığıdır. Bugün gördük ki herkesin karnı doyarsa herkes mutlu oluyor. Kimse dışlanmazsa farklılıklarla bir arada bulunulabiliyor. Bu bir arada bulunuşluk zoraki bir durum da değil.
Farklılıklara odaklanılmadığı için herkesin birbirinden beslendiği keyifli bir birliktelik ortaya çıkıyor. Karnını doyurmak, saygı görmek, kabul edilmek, sahilde yürümenin keyfini çıkarmak ve sohbet etmek bizi insan olmakta birleştirmişti. Aramızdan biri sofraya oturamayıp aç kalsaydı, birine saygısızca davranılsaydı, birinin mezhebi dile dolansaydı ve diğerinin de ırkı aşağılansaydı, bu akşam her şey tersine dönmüş olurdu. Öyle olsaydı birliktelik, dayanışma ve bundan duyduğumuz haz yerini çatışma ve mutsuzluğa bırakır, enerjimiz tükenir, ruhumuz daralır, bedenlerimiz yara alırdı.
Bu coğrafyadaki en temel sorunun dışarıdan yapılan müdahale ve kışkırtmalar olduğunu çoğunluk anlamış durumda. Ramazan ayı içerisinde fitili ateşlenen yeni bir savaşın, yayılmak istenen fitnenin kaynağı artık çıplak gözle görülür hale geldi. Her taşın altından birisi ırkçı, diğeri emperyalist emellerle hareket eden iki odak çıkıyor. Soframızdan ekmeğimizi çalan, soframızı deviren bu odaklar çırılçıplak ortada kaldı.
Bölgemizde herkesin kendine has üstün özellikleriyle oturabileceği sofranın kurulması önündeki en büyük engeli fark ettik. Bundan sonra hangi entrikayı çevirirlerse hemen sırıtacak. Oynayacak kartları kalmadı halkların nezdinde. Bölge sakinlerinin iradesiyle bu coğrafyada Halil İbrahim Sofrası kurulmaya namzet. Yeter ki sofraya odaklanalım.
Doç. Dr. Harun Kılıçaslan – Şehir Kültür









İlk yorum yapan siz olun