Sinema ve kitaplar kıyaslanır mı? Neden olmasın. En azından filmi çekilen kitaplar konuya dahil edilebilir. Yüzüklerin Efendisi, Harry Potter, Da Vinci Şifresi, Ölü Ozanlar Derneği, Küçük Prens ve daha niceleri gibi. Kitabı okudunuz, bir süre sonra baktınız ki, okuduğunuz kitabın filmi çıkmış. Bir de sinemaya gidip okuduğunuz kitabın filmini izlediniz.
İşte şimdi kıyas zamanı.
Kitap mı daha iyi yoksa kitabın filmi mi daha iyiydi?
Bunu bir defa da olsa tecrübe ettiyseniz çok iyi bilirsiniz ki, sinema filmleri asla kitapların yerini tutamaz.
Hikayelerin, romanların ve benzeri tüm anlatıların bir gücü olmalı. Acaba bizi bu denli derinden etkileyen şey ne? Yaşı kırkın üstünde olanlar hatırlar. Bizim çocukluğumuzda bir dönem televizyon dahi yoktu. Hatta uzun yıllar köylerde birçok evde televizyonun olmadığını hatırlarım. Akşam olduğunda eğer üretken ve yaratıcı bir akrabanız varsa hayal gücü ile beslenen bir hikâye halkası oluşturulur, çocuklar anlatıcının etrafında toplanır ve dikkatle dinlerlerdi. Bunu bizde küçük teyzem yapardı. O kadar güzel uydururdu ki, ağzımız açık dinler, anlattığı şeyler hiç bitmesin isterdik. Bazen uydurma hikâye en can alıcı yerinde bırakılır, hemen uyumakla tehdit edilir ve adeta arkası yarın dizileri gibi devamı bir sonraki akşamın yatış saatine bırakılırdı.
Bu olağanüstü atmosferin oluşmasında çok önemli bazı detaylar var. Çocukluk döneminin hala diri olan yanları, ekranların olmayışı, hayal gücü, birebir yüz yüze iletişimin gücü, anlatım ve kurgu becerisi ve doğal olan şeylerin güzelliği gibi. İşte kitaplarda yüzyıllar boyu her türlü gelişen teknolojiye karşı bu insana özgü doğal değerin koruyucusu olarak var olmaya devam ediyor. Teyzem bize hikayeler uydurmak yerine güzel hikâye kitapları da okuyabilirdi mesela ama o dönemde hatırladığım ninemlerde tek bir kitap bile yoktu. Kitaplar, özellikle hikâye, roman ya da her türlü ütopik, distopik kurgu olanlar fark etmez, size bir şeyler anlatır ve anlatılan şey zihin hayal gücünüzle doğru orantılı olarak beyninizde bir sinema filmine dönüşür ve emin olun hiçbir oyuncu ya da yönetmen sizin hayal dünyanızın ötesine geçemez.
Aslında burada kıyaslamaya çalıştığım doğal olanla yapay olan, gerçeklikle algılar, hakikatle sanal olanlar. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, her zaman zorunlu bir sınıra toslayacaktır. İnsanın ve onun hayal dünyasının sınırları yoktur. İnsan hiç ölmeyeceğini hayal eder, hiçbir destek almadan uçtuğunu hayal eder, geçmişe gittiğini, gelecekte yolculuk yaptığını hayal eder, kaybettikleri ile tekrar sarılmayı, kucaklaşmayı hayal eder ama teknoloji bunların hiçbirini gerçekleştiremez. Gerçekleştirilemeyen birçok şeyin filmi çekilse bile yine de insanın hayal gücünün yanına yaklaşamaz.
Fatih Yılmaz – Şehir Kültür









İlk yorum yapan siz olun