İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Ankara Abisi’nin hatırlattığı kentsel yoksulluk

Önce Ahbap, sonra Ankara Abisi. Ankara Abisi son dönemde sosyal medyada geniş bir takipçi kitlesine ulaşmıştı. İzlediğim paylaşımlar etkileyici ve samimi görünüyordu. Ancak ortaya çıkan iddialar üzücü. Yargılama sonucunda ortaya çıkacak tabloya göre hafızamızda bir iz kalacak.

Sosyal sermayemizin eriyip gidişine mi, yoksa kentlerdeki yoksulların sahipsizliğine mi yanalım?

Ankara Abisi’nin yargıya intikal eden durumundan bağımsız olarak derneğin paylaşımları hakkında durup düşünmek gerekiyor. Paylaşımlarda yer alan görüntüler yolsuzluk haberleri arasında kayboldu. Yoksullar yine unutuldu. Daha birçok yardım derneğinin de paylaştığı yoksulluk manzaraları, aslında başka bir sorunun sorulmasını gerektiriyor.

Yardım derneklerinin gözümüzün önüne serdiği kentsel yoksulluğu devlet neden görmüyor?

Söz konusu dernekler oralara ulaşmadan önce devletin onlara ulaşması gerekmez mi?

Ankara’dan itibaren taşranın en ücra köşelerine kadar örgütlenmiş olan devletin eli yoksullara nasıl oluyor da uzanamıyor?

Yardım derneklerinin video görüntüleriyle önümüze çıkardığı ayağı hastalıktan simsiyah olmuş yaşlı bir adamı muhtar da mı görmedi?

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı sosyal yardım istatistiklerini yayımlıyor. TÜİK, sızdıran çatı, nemli duvarlar ve ısınma sorunu yaşayan evlere ilişkin istatistikleri bile düzenli olarak açıklıyor. Onca memur yoksulluğun engellenmesi için istihdam ediliyor. Ama hâlâ kentsel yoksulluk olgusu bütün çıplaklığıyla ortada duruyor.

Yoksulluğu kırdan kente taşıdık. Milyarlarca lira harcadık. Sonunda yoksulluğu popülizmin kurbanı yaptık. Ekonomik, sosyal ve siyasal hayata katılamayıp toplumdan dışlanan en yoksul kesimin ne sesi duyuluyor ne de varlığı görülüyor. Sosyal medya olmasaydı, o görüntülerdeki hayatların varlığına birçok insan inanamazdı. Devletin bu alandaki açığını kapatma iradesi gösteren kamu vicdanı, şiddetli yoksulluğun bir kısmını hafifletiyor. Kamu vicdanının sivil toplum örgütü halindeki görünümü yara almaya devam ederse, güveni yeniden kazanmak zor olacak. Bu durum yoksullara tutunacak dal bırakmıyor. Şeffaflık ve denetim mekanizmalarını güçlendirecek olan da yine devletin kendisidir. Ancak devletin şu sıralar foncularla başı dertte. Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz birilerinin milyarlarca liralık haram servet edindiği ortaya çıktı. Ve yine parası olanlar konuşuluyor, yoksullar değil. STK’larla ilgili konular bunun yanında çok hafif kalıyor. Hal böyle olunca yardım kuruluşlarının şeffaflık ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi beklentisi beyhude gibi görünüyor.

Tekrar Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na gelelim. Bu bakanlığın işi, yardım derneklerinin ulaştığı şiddetli yoksulluk hallerine herkesten önce ulaşmaktır. Bunun için elinde koskoca devlet imkânları vardır. Gerçek yoksullar çoğu zaman devletin imkânlarından haberdar bile olamıyor. Bakanlık olarak sosyal yardımların sunulması tek başına yeterli değildir. Bu yardımlara öncelikli olarak kimin ihtiyacı olduğunu tespit etmek, sahip oldukları hakları kendilerine bildirmek ve bu haklardan yararlanmalarını sağlamak gerekmektedir. Zaten toplumsal hayata katılmakta zorlanan şiddetli yoksulluk içindeki kesimin devletin kapısını çalması beklenemez. Ayrıca onlar genellikle talep etmezler ya da etmeyi beceremezler. Muhtarlıklardan başlayarak yukarıya doğru etkili bir bilgi akışı ve yukarıdan başlayarak aşağıya doğru etkili bir ilgi akışı kurulmazsa, kentsel yoksulluk sorunu yolsuzlukların gölgesinde kalmaya devam edecektir.

 Doç. Dr. Harun Kılıçaslan  –  Şehir Kültür

 


 

Paylaşım yapmak ister misiniz?

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir