Şehirlerin imarı, evlerin inşası, toplumun ihyası değerlere dayalıdır. Hangi değerler temele oturtulursa üzerinde yükselen şey de o değer veya değersizlik olmaktadır. Şehirlerimiz eskiden yüce değerlerin resmi gibi görünürken bugün hırsın ve kapitalizmin kötü bir karikatürü olmuştur. Evlerimiz saadethaneyken bugün tabut olmuştur insana. Şehir ve evlerden uzak, kentlere ve konutlara itilmiş toplumun bu temelden ifsadın karşısında ıslahı ve ihyası çabası sonuç verir mi? Şehir ve ev ıslahı, kent ve konut ise ifsadı temsil ediyor. Şehrin ve evin estetiği, dayanışması, sükuneti ve ruhu var, kentin ve konutun ise rantı, kârı, kargaşası ve betonu.
Beyazıt Öztürk’ün bir yayın esnasındaki saygı ve erdem vurgusu sosyal medyada yer buldu. Kaybettiğimiz fakat özlem duyduğumuz çok mefhumdan, davranıştan bazılarını örnek gösterdi. Özlem duyabilmek özlenenin geçmişte yaşanmış veya karşılaşılmış olmasını gerektirir. Belli bir yaşın altı böyle bir özlemi ne duyabilecek ne de anlayabilecektir. Beyazıt Öztürk’ün özledikleriyle onların tanışması, öğrenmesi gerekiyor önce. Güven rakamlarla inşa edilebilecek bir şey değil. Aile konutla, tüketimle korunamaz. Dayanışma ve emniyet kapitalizm ile birlikte var olamaz, olmuyor, olmadı.
Mafya, hırsızlık, yolsuzluk, adam bıçaklama, uyuşturucu kullanımı ve ticareti, fuhuş gibi şeyler insanlar için var olma, kendini ispatlama aracı olarak bir değer taşımaya başlamışsa dibi görmeden buradan çıkmak zordur. Hukuk sistemi de bu yolda olanları caydırmak bir yana hafif cezalarla teşvik edici oluyorsa toplumun manevi kalkınmasını beklemek beyhudedir. Nitekim cezaevinden çıktıktan sonra çevresinde edindiği prestij (fayda) cezaevinde geçirdiği süreden (maliyet) daha fazla oluyor. Suç katlanarak büyüyor, örnek olup yayılıyor. Oysa örnek olarak trafikte saygı gösterip kaynak yapmayıp şeridinde ilerlemek kaynak yapıp öne geçenlere göre dezavantaj doğuruyor. Kaynak yapmak avantaj oluyor. Denetim ve hukuk işlemediğinde saygı kavramı tutunacak zemini bulamıyor.
Toplum ne ederse kendine eder. Doğrudur. Toplum nasılsa öyle yönetilir. Kesinlikle doğrudur. Ancak birileri vazgeçti diye sen vazgeçemezsin saygıdan. Bu toplumun bir ferdi olarak sorumluluğun devam etmeli. Güzellikleri çoğaltmalıyız ki kötünün çirkinliği mide bulandırsın. Peki idarecinin, yasa yapıcıların sorumluluğu yok mu? Toplum buna layıkmış deyip geçecek miyiz? Toplum kendini düzeltmekle sorumlu, idareci ise önce güven inşa etmekle sorumludur. Adalete, devlete, hukuk sistemine başta olmak üzere toplumun kendi arasında da güvene ihtiyacı var. Topu taca atmadan devletin güven inşa edecek adımlar atması değil, güven inşa etmesi gerekiyor. Yoksa şehir de, ev de, aile ve toplum da temenni ve şikayet ile ıslah olmaz. Biz saygıyla trafikte kuyruğa girmeye devam edelim. Çakarlı araçlarla gidenler de hızlıca yerlerine ulaşıp güven ve adaleti inşa etsinler.
Doç. Dr. Harun Kılıçaslan – Şehir Kültür








İlk yorum yapan siz olun