Mehmet abi kitabı hediye ederken içine şu notu düştü:
“Yolculuk ve yolda kalmak dileği ile…”
Yolun kıymeti, yolun anlamı yaş aldıkça daha da önemli hale geliyor. Tolstoy’a atfedilen meşhur sözde şöyle diyor: “Bütün büyük hikayeler iki şekilde başlar. Ya bir adam yolculuğa çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.”
Mustafa Kutlu’nun son hikaye kitabı da bu şekilde başlıyor. O zaman başlayalım:
Bir Mustafa Kutlu takipçisiyim diyebilirim. Kutlu bir kitap yazdığında üç aşamalı bir sancı kaplar beni. Birinci sancı kitabı ne zaman alabilirim. Ya kitapçıya bir şekilde yolumu düşürmeliyim, ya da internetten sipariş vermeliyim. İkinci sancı okumaya başlama sancısı… Elimdeki kitabı bitirip Kutlu’nun kitabına başlamalıyım. Üçüncü sancı da kitap bittikten sonra başlıyor. Acaba yeni kitap ne zaman gelir. Mehmet abinin hediyesi ile kitaba başlayıp bir çırpıda okudum. Okudukça yine bitmesin istedim.
Biraz Mustafa Kutlu hikayeciliğinden bahsedelim, kitaba öyle girelim.
Bizim kültür kodlarımızda “Dünya bir handır, bizlerse yolcu.” Kutlu’nun hikayelerinin orta fikri bu diyebilirim. Yolculuk hiç bitmez. Ana karakterler ya yoldadır ya da kendi yolculuğunu bir durak üzerinden bize anlatır. Yan karakterler sabit değillerdir, ha bire hikayeye dahil olup çıkarlar. Burada bir akış vardır. Akıcılığı ile gerçektir. Yan karakterler sadece ana karaktere destek mahiyetinde değillerdir. Onlar kendileri olarak vardır. Hayat onları sadece belli noktalarda kesiştirir ve yolculuk devam eder. Hayatta kurulmalar ve çözülmeler hep devam eder. Kendine bir düzen kurmaya çalışırsın, o kurulum hiç bitmez, gevşemeler ve çözülmeler olur ama nihai son gelmez, çözülüş ve kuruluşlar ardı ardına devam eder. Özellikle Kutlu’nun son kitaplarında hikayenin sonu gelmedi sanırız ama hikaye aslında hayatta da bitmemiştir. Biz olmasak da hayat devam etmektedir. Karakterler zihnimizde yaşam sürmektedirler.
Buradan sonra biraz kitaba girelim. “Ezanı Beklerken” bir bekleme hikayesi midir? Kapak fotoğrafında ezanı bekleyenlerden biri de belki Kutlu’dur. Cami avlusunda ezanı beklerken iki şey olur. Ya bir başkasının hikayesini dinlersin ya da kendi iç sesinden kendi hikayeni. Kutlu burada hangisidir bilinmez. Bazen hikaye kendisinindir bazen başkalarının hikayesini dinleriz. Yeni Hayat Oteli bir duraktır, bir ara dünyadır. Ne varılan bir menzil, ne de terk edilen bir geçmiştir. Birçoğu hayatının son günlerini geçirmek için, bazıları ise hayatında yeni safhaya geçmek için bu durağa uğramıştır. Bu durağın bekleyenleri geçmişini terk etmemiştir. Çok ünlü bir oyuncuyu dahi bu duraktan geçerken görürüz. Durağın yolcuları renkli bir yelpazeyi oluşturur.
Yeni Hayat Otelini avlu kabul edersek, bir de iç avlusu vardır. İç avlunun adı muhabbet kapısıdır. Burada haftalık toplantılar olur. Önce meşk edilir daha sonra muhabbet edilir. Muhabbetten fikirler doğar, daha sonra bu fikirlerin fiiliyata geçmesi için görüşler ortaya konulur. Yalnız bu fiilleri gerçekleştirecek olanların ne gençliği vardır ortada, ne bu fikirleri takip edecek takipçileri. Muhabbet kapısında küçük iradeler, yorgun bedenler, dağılmış cemaatler vardır. Zaman onları geride bırakmıştır. Kitap yazmak, dergi çıkarmak veya dernek kurmak gibi planlar yapılır ama hiçbiri sonuçlanmaz. Fakat müzik güzeldir ve herkes bu muhabbet kapısına devam eder. Çünkü düşündükleri şeyler doğrudur, fakat o doğruları hayata geçirecek bir nefes kalmamıştır. Nefesleri bir müzik aletine veya bir türküye yetecek kadardır. Dünyayı, hiç olmadı ülkeyi kurtarmanın yolu müzik için toplanmış yaşını başını almış bir gruba mı kalmıştır? “Direniş, Devrim, Demokrasi” parolası dudaklarda kalmıştır. Kutlu belki burada kendini sorguya çekmektedir, belki de çevresini eleştirmektedir, bilemeyiz.
Kutlu’nun bir iç yolculuğunu görürüz bu hikayede. İstekleri, hedefleri, gücü, nefesi, takati neye yetiyorsa. Yazar ölmemiştir öyleyse hikaye devam etmektedir. Genç nesiller belki idealleri devralamazlar ama bu hiçbir şey devralmayacakları anlamına gelmez. Müzik devam etmektedir. O zaman şairin şu sözü ile bitirelim.
“Eve dön! Şarkıya dön! Kalbine dön!” fakat yola devam et.
Remzi Çetinkaya – Şehir Kültür









İlk yorum yapan siz olun