İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Sanat ve dijital dönüşüm

Sanatın her zaman kendi içinde dinamik bir yapısı vardır. Zaman içerisinde bu gücü kaybetmeden kendini yenilemeyi, değiştirip dönüştürmeyi başarıyor. En eski zamanlarda mağara duvarlarına işlenen çizimlerden, bugünün renkli dijital dünyasına kadar, insanın kendini ifade etme, başkaldırı ya da bir şeyleri gündem etme hikayesi sanat aracılığıyla devam ediyor. Eskiden gri alanlar daha azdı, bugün ise teknoloji ilerledikçe tartışmalı bir hal almaya başladı. Sanatın, anlamı, toplum gözündeki değeri ve insanlarla ilişkisi dönüşmeye başladı.

Özellikle dijital dönüşüm, sanat dünyası çalışanlarının hayal gücünü bambaşka bir alana taşıdı. Yapay zekâ, sanal gerçeklik ve benzeri teknolojilerle üretilen şeyler önemli bazı soruları gündeme getirdi. Bu üretimin hangileri sanattır, bunlar sanatsa kimin eseridir, dijital çağa eklenen sanat eserleri nelerdir gibi. Buna kimileri emeğin görünmezliği diyebilir ya da emekten dahi saymayabilir. Aslında bu durum modern dünyanın hala belli bir zemine tam olarak oturmamasından kaynaklanıyor olabilir. Bu alanda belki en çok tartışılan başlık özgünlük ya da özgünlük kavramına geleneksel ve modern bakışın çatışması. Modern dünyada sanatın nasıl üretildiği tartışması biraz da ne söylediği ve nasıl hissettirdiği konusunu görmezden gelmemize neden oluyor.

Diğer taraftan sanatsal olanın erişimi eskiye nazaran çok gelişti. İletişim çağında yaşıyor olmamızın avantajlarını yaşıyoruz. Bir telefon ekranından sanat galerilerine, müzelere ya da sanatsal performanslara ulaşabiliyoruz. Evet, eskiye nazaran sanat daha ulaşılabilir oldu ama bu kolaylık aynı zamanda daha hızlı bir tüketime de yol açtı. Aslında canlı ve sanal ayrımı bizi bu noktaya getirmiş olabilir. Yani hangi alandan ya da konudan konuşursak konuşalım canlı olanın değeri her zaman çok daha başka oluyor. Tarihi bir tablonun karşısına dikelip uzun uzun inceleyip üzerine düşünmek ve aynı eserden onlarcasını arka arkaya ekrandan kaydırmak arasındaki farktan bahsediyorum.

Belki de dijital sanatı ayrı konumlandırmak meseleyi daha anlaşılır kılmayı sağlayabilir. Kaldı ki dijital sanat dediğimiz alanda bile hala bir sürü tartışma devam ediyor.

Bunların en bilinenlerinden biri Instagram. Acaba Instagram bir sanat eseri mi yoksa sıradan bir sosyal medya uygulaması mı?

Ya da Instagramın yeni eklentisi olan Edits bir sanat eseri mi ya da bu uygulamalarla üretilen içerikler sanat eseri mi?

Yoksa bu uygulamalarla üretilen içeriklerin bir kısmı sanat eseri olarak değerlendirilebilir mi?

Bazı modern sanata dair ortaya koyulan basit, sıradan ve hatta zaman zaman komediye benzer performans sanatlarını izledikten sonra Instagram uygulaması ile üretilen bazı içeriklerin baya baya sanat eseri olabileceğini düşünenlerdenim.

Sanat dünyasındaki dijital dönüşümün henüz net cevapları olmadığını açık ve net söyleyebiliriz. Belki biraz daha anlamlı bir tanım yapmak gerekirse, dijital gelişmelerin sanat tarafından anlamlandırılma ihtimali kulağa daha mantıklı geliyor. Bu konuya akıllıca yaklaşanların, fırsatları iyi değerlendirenlerin, çağın gelişmelerine adapte olanların teknolojik gelişmelerin gücünü sanat dünyasına hizmet ettirdiklerini söyleyebilirim. Özellikle yeni neslin, dijital dünyada yeni sanat akımları oluşturmaya başladığını da dile getirmek çok abartılı olmasa gerek.

Fatih Yılmaz  –  Şehir Kültür

 


 

Paylaşım yapmak ister misiniz?

İlk yorum yapan siz olun

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir