Ben bir öğretmenim…

Ben bir öğretmenim… Öğretmen; öğretmek neymiş bütün dünyaya öğreten, çölden medeniyete, cehaletten irfana vesile öğretmen, hazreti peygamber mesleğinden… Sadece ve sadece kul olmak payesiyle söylenmiş bir kelam bu, yoksa değil Peygamber’e ve mesleğine, onun saçının teline bile kendisini nisbet edemeyeceğinin farkındadır öğretmen… İşte bu yüzdendir kimi zaman çıplak eliyle kor ateşi avuçlamayı göze alacak öğretmen… Ateşe atsalar yanıp kül olurum diye kaçmak yerine ateşte pişer ve olurum diye ateşe koşmakla mükellef bu öğretmen… İyiye, doğruya ve güzele ulaşmak muradıyla çıktığı bu yolda durmak nedir, yorulmak nedir bilmeyen ve her dem yine ve yeniden Bismillah çeken bir öğretmen… Bütün bu mükellefiyetin omuzlarında hissettirdiği ağırlıkla konuşmak, hakkı konuşmak zorunda olan öğretmen… Beklentileri dillendirmek, hakikati ifadelendirmek mesuliyetini kendisine vazife edinmiş ve mesuliyetini iliklerine kadar hissetmiş bir öğretmen… Bugün yine konuşacak bu öğretmen… Bir nefeslik de olsa ömrü, tüketmeli hakikatin yolunda onu… 19. Eğitim Şura’sı kararlarının alınıp onaylanacağı şu günlerde hakkı, hakikati haykıracak bu öğretmen…   Daha doğar doğmaz “AllahEkber” kelamıyla kulağına ezan okuyarak ad koyduğumuz, konuşmaya başlayacağında ilk kelamı “Allah” olsun diye umduğumuz çocuklarımızın dinî eğitimden mahrum bırakılmasına nasıl razı olsun bu öğretmen? Öğretmen, yalnızca milletinin sesi… Millet nasıl sussun peki? Şu halde  bu milletin çocuğuna din eğitimi verilmesini istemek değil midir en tabii hakkı? Bismillah’la kucağına aldığı, Allah’la kulağına seslendiği çocuğuna “Allah”ı tanıyıp bilmesini öğretmenizi istemesin mi sizden?

Ana… İlk ve başlangıç… Çocuğun ilk göz ağrısı ve başlangıcı değil midir hayata? O çocuk ki daha o ananın karnındayken başlamamış mıdır duyup işitmeye? Bu öğretmen bugün bu topraklarda varsa, o anaların evlatları değil midir buna vesile? Peki ya o analar, bizim analarımız değil midir ki dudaklarından dökülen iki kelamdan birisi “Allah” olan? Dün de bugün de bizi “Allah”la ve ahlakla yetiştiren o analar değil midir? Peki ya bugün adını bile onlardan alan okullarda neden Allah kelamı olmasın ve neden Resulullah’tan dem vurulmasın? Bu öğretmen neden ve nasıl sussun o anaların kendi adlarının verildiği okullarda, kendi öz evlatlarına Kuran ve Peygamber öğretilmediği için kan ağlar ve yürekleri yanarken?

Dininin ve kültürünün yabancısı, ahlaktan bahsedilmeksizin yetiştirilmekte olan ilkokul çağındaki çocuklarımıza, tam da ilk ve temel dönemlerinde, ilk ve temel gereksinimleri olanı vermemek de neyin nesi? Hani ağaç yaşken eğilirdi? İlkokul çağları değil midir ağacın şekillenmeye başladığı ve o şekil üzere yetişeceği demler? Öğretmen nasıl anlatsın yarınlarda o çocuklara, en başında ve en gerekli olanı ilk olarak ellerinden aldığımızı? Dinden, kültürden ve ahlaktan yana onları susuz bırakılmış bir ağaç misali kuruttuğumuzu nasıl anlatsın bu öğretmen…

Yarın huzura vardığında başını kaldırıp da “Efendim biz medeniyetin, gelişimin, ilerlemenin ve kaliteli eğitimin çocuklarımızın karma eğitilmesine bağlı olduğuna inandık.” nasıl diyebilsin bu öğretmen… Affet bizi bile demeye yüzü yokken…

Evet öğretmen, sen ki o anaların evladı, yitik sılanın yılmaz bekçisi, umudun habercisi, besmeleli ağızların neticesi, sana düşen yine ve hep hakkı haykırmak… Ses olmak, o anaların sahibi olduğu bu toprakların ve milletin sesi olabilmek… Tam da şura öncesi, sen üzerine düşeni yap öğretmen… Sen yine çek kılıcını ve fikrinde bile, bu dünyada bu söylediklerinin ancak ve ancak kendi kendini keseceğini bilsen bile… Unutma öğretmen, üzerinde koca bir milletin vebali, bir de bu dünyanın sonrasında ebedi bir hayat var… Kılıcın keskin olsun, bu dünyanın bir de ahreti var!

 

O. Kürşat Yorgancı






Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir