Guantanamo’dan insanlığın vicdanına mektup

“Bu mektubu, daha önceki gibi, şiddetli kusma ve bu sabahki zorla yemek yedirme uygulamalarından kaynaklanan karın ağrısıyla yazıyorum. Haberleri okuduğunuzda, direnişi bitirdiğimizi düşünebilirsiniz. Protestolarımızın hükümete gına getirdiğini bile düşünebilirsiniz belki. Duvarların arkasına sıkışmış olabiliriz ama sessiz kalmayacağız. Bu mektubu, hala direndiğimizi söylemek için yazıyorum. Onurumuzu buradan geri alıncaya ve ailelerimize, evlerimize geri dönene kadar da durmayacağız.

Obama’nın isteğiyle, Guantanamo sorumlusu Albay Bogdan, avukatlarımızla ve ailelerimizle konuşmak için götürüldüğümüzde karın kontrolleriyle dalga geçmeye başladı. Tedavilerimizi sonlandırdı ve Kur’anlarımıza ve yasal belgelerimize el koydu. Albay, bizi nasıl disipline edeceğini evdeki çocuğundan dolayı iyi bildiğini söylüyormuş. Burası bizim evimiz değil ve biz çocuk da değiliz. Bizler, ailelerinin artık nasıl göründüğünü bilmediği adamlarız.

Burada, barışçıl bir açlık grevi, mahkûmu disiplin altına alabiliyor, çeşitli cezalara maruz kalıyorsunuz. Grevden vazgeçirmek için, mahkûm topluluktan alınıyor ve tek başına cezalandırılıyor, zorla besleniyor. Buradaki mahkûmiyetimi barışçıl bir şekilde protesto ettiğim için, sırt ağrım için kullandığım ilaçlarıma, iç çamaşırlarıma, tıraş makinama, hatta sabunuma ve diş fırçama bile el koyuldu. Beni de kayışlarla bağladılar ve saatlerce zorla yemek yedirdiler, her gün.. Yemek yedirirlerken sürekli kusuyorum, hücreme geri götüren gardiyanların üzerlerine bile. Elbiselerini korumak için kafama plastikten bir yüz maskesi takıyorlar. Maskeyi yüzüme doğru bastırarak sıkıca bağlıyorlar. Çoğu zaman nefessiz kalıyorum, çünkü maskenin içine kusuyorum ve nefes alamıyorum. Hava almak için kendimi zorladıkça gardiyanlar benimle dalga geçiyor, kahkahalarla gülüyorlar. Sık sık hücremde karnımın üzerine yere yatırıp sırtıma bastırıyorlar, az önce yedirdiklerinden bir şey kalmasın diye. Gardiyanların en hafifi 120 kilo, ben 80 kiloyum, kemiklerimin tamamen kırılmamasıysa mucize. Benimle birlikte burada tutulanlardan başka kimse neler çektiğimizi anlayamaz. Albay sözüm ona bizim mahremiyetimizi korumak için Guantanamo Körfezi’ne medyanın girmesine izin vermiyor. Buradaki kimse medyadan korunmak istemiyor. Albay, basının gelip mahkûmlarla görüşmesiyle, her gün yaptığı vahşiliklerin açığa çıkacağından korkuyor. Neyse ki bu mektup buna bir son veriyor.

Şu anda açlık grevinde olan 21 mahkûm var. Ben zorla beslenen 16’sından biriyim. Hükümet, Amerikalıların bizim hala açlık grevi yaptığımızı bilmelerini istemiyor. Bizi bireysel cezalandırma ve vahşi yöntemlerle vazgeçirmeye çalışıyor fakat protestoları bitirmeyeceğiz. Sessiz kalmayacağız. Protesto edenleri kamuoyuna söylemeyerek bizden saklanamazlar. Yemeği reddetmek sahip olduğumuz tek barışçıl başkaldırı yöntemi, Amerikan hükümetinin ve Amerikan halkının dikkatini çekebileceğimiz tek yol bu. Albay Bogdan bu yapılanların bizimle savaş halinde olmalarından kaynaklandığını söylüyor. 12 yıl oldu ve bu bir savaş değil. Bizler silahsız esirleriz. Amerikan halkına soruyorum, çığırtkanlığını yaptığınız ‘özgürlük’ nerede? Hükümetinizin bize yaptıklarını hoşgörüyor musunuz? Biliyorum ki hükümetler her zaman halklarının sesini temsil etmezler, ve Amerikalıların da bunu istememeleri için dua ediyorum, ve dahası, tüm bunları bitirmek adına bir şeyler yapmaları için de..”

* Muaz el-Alevi 2002’den beri Amerika’nın elinde. Guantanamo’ya götürülen ilk esirlerden, 028 numaralı mahkum.





Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir