Eski çınarların Metrobüsle imtihanı

Kolay gibi görünse de son derece zordu: Öncelikle kamyonun hızını keseceği doğru bir yer bulmanız gerekirdi. Sonra şoföre görünmeden kamyonun kasasını tutmak ve kasanın en fazla iki üç kişiyi taşıyacak bir metrelik basamağına zıplamak. Sonrasıanlatılmaz bir mutluluk..

Kamyona asılan ilk kişi birinci oluyordu. Çünkü oyunu zamanında kurgulayanlar “kamyonun arkasına asılarak en uzun yolu kateden kişiyi” galip kabul etmişti. Bu yüzden bazen olmadık riskler alırdık. Bir keresinde kamyona geç asılmanın yaratacağı başarısızlığı ortadan kaldırmak için “en son bırakan” olmaya karar verdim. Toprak köyyolunun sonlanıp, köyü ilçeye bağlayan asfalt yolun başladığı ve oyuna katılan tüm çocukların kamyonun arkasından atlayarakoyunu bitirdiği noktada devam etmeye karar verdim. Şampiyonluğum garantiydi ama asfalt yolda dördüncü vitese geçen ve ilçeye kadar hızını hiç düşürmeyecek bir kamyondan nasıl kurtulacağımı hiç düşünmemiştim. O gün şampiyon olsam da daha sonra ailem eksenli gelişen olaylar, benim bu oyundan vazgeçmeme neden oldu. Şike yaptığımı söyleyen arkadaşlarım oldu.

Metrobüs duraklarındaki

afişlere bakılırsa Hadise, Murat

Boz, Tarkan ve daha niceleri

bizi toplu taşımaya, metrobüs

kullanmaya çağırıyorlar. Öyle bir

konforu yaşadıktan sonra

söylemeseler çatlarlardı zaten.

Aradan yıllar geçti artık ne oyun kaldı, ne mutluluk. Şimdi metrobüse “atlamaya”çalışıyoruz. Binmek henüz nasip olmadı. Zaten binilecek gibi de değil. Atlasınlar diye yapmışlar galiba. Bu projeyi yapanların  çocukluğunda kamyona asılma oyunu oynadıkları kesin. Çünkü metrobüse “atlamak” da baştan sona strateji gerektiren bir oyun. Otobüs nerede yavaşlayacak, kapılarını nerede açacak Bence bu oyunda ilk dikkat edilmesi gereken perona (Otobüs olmadığını iddia ettikleri için ben de hızlı tren muamelesi yapıp peron diyeceğim yazımda) yaklaşmakta olan şoförün psikolojisini anlamak. Gerçi farkındayım çok az bir zamanda gelişiyor her şey ama yine de göz ucuyla da olsa şoföre bakmak, onu anlamak metrobüse atlama oyunda çok önemli. Çünkü bazıları çok kuralcı ve çizgiler ne emrediyorsa ona göre davranıyor, tekerler tam sarı çizgiye gelince kapılarını açıyor. Bazıları ise daha isyankâr. Bir minübüs şoförü edasıyla aniden sağa kırıp kapıları açabiliyor. Ve emeğiniz, kapıların önünüzde açılacağına dair tüm beklentileriniz, o sağa yaklaşan tekerlerin altında can çekişiyor.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir