Beyoğlu’nun naftalin kokan semti: ÇUKURCUMA

İstiklal Caddesi’nin hemen paralelinde ama karmaşasından uzak, İstanbul kadar eski, başucundaki Cihangir kadar mistik… Tüm bunların yanında İstanbul’da antika denilince ilk akla gelen yer Çukurcuma’nın dolambaçlı sokakları keşfedilmeyi bekliyor.
Hatice Tunç

İstanbul’da çoğu semtin ismi hakkında çeşitli rivayetler vardır. Çukurcuma’da bu durumdan nasibini alanlardan. Rivayete göre İstanbul’un fethi sırasında Fatih Sultan Mehmet’in ordusuyla buradan geçerken “Cuma namazını şu çukurda kılalım” demesiyle bu bölgenin adı Çukurcuma kalmış. Burası topu topu üç yokuş; ne Beyoğlu’ndan kopabilmiş ne de Cihangir’den… Sağa dönseniz Tophane, sola dönseniz İstiklal, biraz ilerlerseniz Cihangir. Hal böyle olunca Taksim’den, Cihangir’den, Tophane’den, Karaköy’den, Galata’dan yani her yerden ulaşmak da mümkün oluyor. İstanbul’un ruhunu korumayı başarabilmiş semtlerinden Çukurcuma zamanın eskittiği eşyaların satıldığı, sanat galerileri ve antikacılarıyla İstanbul’un en ilgi çekici noktalarından.Faik Paşa Yokuşu’ndan Çukurcuma’ya kıvrıldığınızda ilk önce Karadeniz Antik karşılıyor sizi. Semtin en büyük antikacılarından Karadeniz yaklaşık 30 yıldır burada. Daha içeriye girmeden bahçesinde aslan heykelleri, çeşmeler ve büyük, gösterişli vazolar eşlik ediyor size. Ağırlıklı olarak el işçiliği ürünleri, antika eşyalar, tablolar, eski mücevherleri alıp satıyorlar. Buradaki çoğu eşya Afrika, Endonezya, Hindistan gibi ülkelerden ithal ediliyor.

 

Çukurcuma’nın simgesi
Selcan Bey 4 yıldır Çukurcuma Camii’nin önünde hafta içi her gün tezgâhını açıyor. 40 yıldır antikalara meraklı olan eski mimar Selcan Bey’in tezgâhında fitilli çakmaktan İran paralarına, midye fosillerinden büyütece çeşit çeşit ilginç eşya var. Çukurcuma’nın simgesi haline gelen Selim Bey özellikle el yapımı objelere meraklı. İnsan elinden çıkan ürünlerde bir ruh olduğuna inandığı için bazılarını satmaya kıyamıyor.

ANTİKACILAR VE KAFELER
Karadeniz Antik’in bitişiğinde yer alan On Sekiz Tasarım ise semtin endüstriyel aydınlatma ile uğraşan mekânı. On Sekiz’in yan tarafı ise çok yeni bir kafe. Çukurcuma’nın soğuk kış günlerinde içinizi ısıtacak mekânı Cuma Cafe’ye girdiğiniz anda burnunuzu havuçlu tarçınlı kekinin kokusu sarıyor. Burası kahve meraklıların müdavimi olacağı bir yer. Çocuklar için oyun odasının bulunması aileler için de burayı daha rahat vakit geçirilebilir kılıyor.
Sıfır ise mobilyadan aksesuara, aydınlatmadan dokuma endüstrisi ürünlerine sahiplerinin ‘hurdalıktan değerlendirdiğimiz ürünler’ olarak tanımladıkları her şeyin bulunabileceği bir dükkân.
Karadeniz Antik’in karşısındaki Çukurcuma Köftecisi, antikacıların arasında, ev yemekleri ve ızgaralarıyla ünlü birkaç masalı küçük bir yer. Buraya kadar gelip Selim Usta’nın lezzetli köftelerinin tadına bakmadan dönmeyin. Köftenin yanı sıra her gün günlük sıcak yemekler, vejetaryenler için de etsiz yemekler çıkıyor.
Çukurcuma Köftecisi’nin hemen yanı başında yer alan Holy Coffee ise daha çok turistlerin rağbet ettiği huzur içinde lezzetli kahvenizi yudumlayabileceğiniz bir yer. Şansınız varsa ve hava güzelse dışarıda yer alan ahşap sandalyelerinde Çukurcuma’nın havasını soluyarak oturun. Hava soğuksa da Holly’nin oturma odasını andıran rahat koltukları dinlenmek için ideal.
ANTİKA MERAKLILARININ UĞRAK YERLERİ
Çukurcuma Müzayede Evi’nde ağırlıklı olarak Avrupa eserleri var. Ancak karma eserler de azımsanmayacak çoklukta. Buranın üst katlarında zaman zaman müzayedeler düzenleniyor. Mobilya, hat yazı, mermer bahçe aksesuarı, tekstil ürünleri bulunabilecek ürünler arasında.
Çukurcuma’nın en renkli dükkânı Tombak Çukurcuma Camii’nin biraz ilerisinde. Burası aynı zamanda semtin en eski antikacısı. Daha çok aksesuar, zaman zaman da mobilya alıp satan bu dükkânda bir turistin gelip yanında ülkesine getirebileceği her şey bulunabilir. Tavanlarına asılı bisikletler, çakı koleksiyonu, eski fotoğraf makineleri, kitaplar gözümüze takılanlar arasında.
Taşçı Halil adlı antikacı 38 yıldır Çukurcuma’da ve 3 kuşaktır bu işle uğraşıyorlar. Dükkânlarında bulunan ürünleri dizi ve filmlere kiraya vermenin yanında müzayedelere ve turistlere yönelik ürünler de var. Osmanlı dönemine ait özellikle bakır objelerin meraklılarının uğrak yeri.
Orhan Pamuk tarafından 2012 yılında yaptırılan Masumiyet Müzesi, Çukurcuma’nın simge yapılarından biri haline gelmiş bile. Pamuk’un aynı adlı romanında anlatılan kahramanların gördüğü, dokunduğu, hayal ettiği nesnelerden kurgulanmış halinden oluşuyor bu müze. Pazartesi günleri hariç her gün açık olan müzeyi görmek için romanı okumanıza gerek yok.
 
Unutulmaya yüz tutan ‘gomalak’
Gomalak özellikle antika mobilyalara uygulanan bir çeşit cila. Hindistan ve Tayland’da yaşayan lak böceğinin ağaçlarda biriktirdikleri atıklardan elde ediliyor. Günümüzde sentetik cilaların çıkmasıyla git gide yok olmaya başlayan bu cilayı yapan usta sayısı da günden güne azalıyor. Hayati Poyraz’da 30 yıldır Çukurcuma’da ve bu işin son temsilcilerinden.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir