Aşk ve sabırdan geçen sanat: KEÇE

Dokuma keşfedilmeden önce ne yapılıyordu? Bu sorunun cevabı aşkın ve sabrın ürünü keçede gizli. Zamanında ordudan, çadır ve kıyafete her alanda kullanılan keçe, artık neredeyse sadece turistlerin ilgi gösterdiği birer hediyelik eşya… Milattan önceye dayanan geçmişiyle keçe, günümüzde az sayıda ustanın elinde var olmaya çalıyor.

Hatice Tunç

 

Kültürümüzün en önemli öğelerinden biri olan “geleneksel keçecilik” teknolojinin ilerlemesi ve tüketim tercihleri karşısında giderek değerini yitiriyor, unutuluyor. Az sayıda ustanın güçlükler içinde sürdürmeye çalıştığı bir el sanatı olmaktan öteye gidemiyor. Bir sabır ve aşk işi olan keçenin geçmişi de yüzyıllar öncesine dayanıyor.

Tarihteki en eski keçe örneklerine Orta Asya’da Pazırık Kurganları’nda rastlanıyor. Asırlar boyu Şaman Kültürü’nün ve göçer yaşamının en önemli malzemesi olan keçe, Asya’dan Anadolu’ya ve Kırım üzerinden Avrupa’ya geçmiş. Türk boylarının, beyliklerinin, devletlerinin yaşamlarında sürekli üretilen ve kullanılan önemli bir malzeme olmuş.

Anadolu’nun vazgeçilmezi

M.Ö.10 yy’dan itibaren Orta Asya’da yaşayan Hunlar, İskitler, Göktürkler, Uygurlar ve aynı coğrafyada yaşamış diğer boyların, başta çadırları olmak üzere, yaygılarında, kıyafetlerinde, çizmelerinde, hayvanlarının eğer ve örtülerinde hep keçe kullandıkları; Anadolu’da Hitit, Frig, Göktürk, Uygur, Oğuz , Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı dönemlerinde de keçeciliğin gelişerek sürdürüldüğü biliniyor. Isı, nem, elektrik, ışık ve ses yalıtım özelliği çok güçlü olan keçe, kılıçla kolay kesilemediği için Osmanlı ve Türk ordularında yaygın olarak kullanılırmış. Akrep, kırkayak gibi haşeratlar da keçede barınamadığı için de Anadolu’da kırsal ve kentsel yaşamın vazgeçilmezi haline gelmiş.

Kumaşın ata’sı

Yünün su ve kuvvet uygulayarak sıkıştırılması ile ortaya çıkan keçe, dokumanın keşfedilmesinden önceki ilk kumaş. Bir teknolojiye gereksinmeden yapılan keçe, el emeği ve kol gücüne dayalı olarak üretiliyor. Asya’da keçeyi kadınlar, Anadolu’da ise erkekler yapıyor. Anadolu’da keçe yapan kadınlar sadece yörüklerden çıkıyor. Buna ya ‘kız keçesi’ ya da ‘tu ka ka’ diyorlar. Nedeni ise, bu keçenin erkekler tarafından yapılan keçeden daha dayanıksız ve daha yumuşak olması. Bir kadının parmaklarının değdiği belli olan kız keçesi daha temiz görünümlü ve sıcak renklerde oluyor.

Eskiden insan gücü ile hamamda pişirilerek yapılan keçe, bugün makinelerde pişirilerek yapılıyor. Yapılan keçeye, yapan ve yaptıran kişilerin adları yazılır, keçelerin üzerine mavi, kırmızı, yeşil renklerden oluşan motif ve şekiller işlenirmiş. Mesela demiryolu, göbek, yıldız, tavan, ay yıldız Afyonkarahisar keçelerinin üzerine işlenen motiflerden bazıları.

Keçeleşmenin tarihi

İlk keçeleşmenin nasıl oluştuğu konusunda çeşitli varsayımlara dayalı açıklamalar yapılıyor. Hyde (1988) “Fabric of History Wool” isimli makalesinde şapkacılar azizi olan St. Clement’ın uzun bir yolculuk sırasında sandaletlerin içine gevşek bir yün koyduğunu; nem, hareket ve sıcaklığın etkisi ile tesadüfen bulunduğunu belirtiyor.

Ülkemizde ise farklı kişiler keçenin mucidi olarak gösterilmektedir. Ebu Said Libabid, Abdülmüttalip, Veysel Garani, Saidi Rubbani keçeciliğin piri olarak geçen isimler. Yine yazılı kaynaklarda bu kişilerin tepme keçe için gerekli olan işlemleri yerine getirmelerine rağmen, yün liflerinin birbirine kaynaşmasını (keçeleşmesini) başaramadıkları ve bundan dolayı ağladıkları, göz yaşlarının düştüğü yerlerde yün liflerinin kaynaştığını görmeleri sonucu tepme işlemi sırasında su vermeyi öğrendikleri ve böylece ilk keçeleşmeyi buldukları belirtiliyor.

‘Fötr’ keçe anlamında

Keçe sözcüğünü ilk kez Oğuzlar’ın kullandığını Kaşgarlı Mahmut “Divanü Lugat-it Türk”te belirtmiş. Keçe, İngilizcede “felt”, Fransızcada “feutre” sözcükleriyle ifade edilir. Fransızların “keçe şapka” anlamında kullandıkları “feutre chapeau” sözcüğü dilimize “fötr şapka” olarak yerleşir.

Nerelerde Kullanılıyor?

Bin yıl önce Orta Asya’dan göçen Türkler tarafından Anadolu’ya getirilen keçe, özellikle Mevlevi geleneğine bağlı dervişlerin post ve giysilerinde, çadırlarında kullanılırmış. Keçe yanmıyor, dahası kalın bir tabakası kurşun bile geçirmiyor. Soğuğu da geçirmeyen, hava akışını sağlayarak insan vücuduna nefes aldıran keçe, yumuşak dokusu sebebiyle rahatlatıcı bir etkiye de sahip. Tüm bu özellikler bir araya gelince de Anadolu’da bir hayli geniş kullanım alanı buluyor kendisine. Günümüzde ise çanta, tablo, süs eşyaları, çeşitli örtüler, vazolar, ayakkabı, halı, duvar halısı, kıyafet gibi ürünlerin yanı sıra dökme keçeden heykel, satranç taşı gibi eşyalar yapılabiliyor, daha çok turistlerin ilgisini görüyor.




Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir